13 Ekim 2009 Salı

still time to say bye-bye.*

* graham coxon ın spinning top albümünde bulunan sorrow's army den bir kısım.


ben de modaya uydum, yapmadım diyeceğim bir şey kalmadı.

çok gereksiz bir neden olsa da, asıl bahanemi öss ymiş gibi göstererek blogspot ile aramıza biraz zaman koymak istiyorum.
internet kullanmaktan alıkoymalıyım kendimi. çünkü saatlerce blog ları, twitter ları, tumblr ları takip ediyorum ve kitap okumaya kalan zaman çok az oluyor. kitap okumaktan da ders çalışmaya kalan zaman (tam bugünden itibaren başlıyorum) çok daha az oluyor. bu yüzden yavaşça (önce blogspot) çekilmek, mesafeyi güçlendirmek ve bu sıkıntılı süreç bittikten sonra geri dönmek istiyorum.

bahanemi öss (gerçi artık adı farklı) olarak göstermek aslında pek samimi olmaz.
artık blogspot tan öss dışına ve bilmediğim nedenlerden dolayı da soğuyorum. artık hiçbir zaman bir olayı, bir düşünceyi paylaşmayı düşünmüyorum bile. eskiden olsa bir şey yaşadığımda ve bir şey hakkında keskin bir düşünce sahibi olduğumda bunu blogspot a girmeliyim diye düşünürdüm. şimdi yok, nedensiz.
ve gerçekten yazma isteğim de yok.
döneceğimin garantisini vererek ara veriyorum.


bu albümü dinleyin.

09 Ekim 2009 Cuma

everything is illuminated

.
kafamın içinde bilmediğim bir nedenden dolayı başka dillerde konuşuyorum. ingilizce ve sınırlı bildiğim (sadece tanışabilir ve günlük konuşmalar yapabilirim) almanca değil bahsettiğim. sadece konuşuyor. dolu bir kafadan çıkan cümlelerin -buraya yazdığımda- kime anlamsız geldiği veya nereye doğru gideceği önemli değilken, benim verdiğim önemin de az olması yüzünden çektiğim acı hiçbir şey de ifade etmeyebiliyor.
kafamdan geçenleri dahi (biraz önce bahsettiğim gibi) anlayamadığım bir dönemde, can sıkıntısının getirdikleriyle kararsızlığın yan yana gelmesi, ne yapacağını bilmemenin verdiği boşluk duygusu, dışarı çıkmak istememenin tavan yaptığı zamanda dershanenin başlıyor olması, yıkanmayı bile erteleyebilecek kadar sıkkın ve umursamaz bir dönemin sonunun olduğunu kestirememek ve hepsinin ötesinde hedefin ne olduğu bilinmesine rağmen adımların yavaşlaması, bazı zamanlar adım atamamak, koşmak gerekirken yürünmesi kadar iç karartıcı olan bir zaman dilimi, yapılanların ertelenmesinin verdiği suçluluk duygusunun artık umursanmayan bir arkadaşa verilen değerden daha düşük seviyede bir duygu olması ne kadar okurken bile can sıkıntısı verse de benim dopdolu ve susmayan kafamın da yavaşça (koşmuyor, yürüyor) boşalmasına neden oluyor.
ya yeni bir durumun başlangıcı olan bir süreç bu ya da ben artık düşmeye başlıyorum. ama düşmeliyim ki, cebimden düşenleri toplarken sevdiğim cümleleri, kelimeleri tekrar düşünebileyim, sevdiğim filmleri tekrar izleyebileyim, yeni durumlara uygun yeni playlist ler hazırlayabileyim, yeni kıyafetler için yer açabileyim, saçlarımı yeni bir şekilde toplayabileyim, zevklerimi tekrar belirleyeyim boş kalkmamak için.
sonunda dizlerim kanamaz, dişlerim kırılmaz, dirseklerimde sürtünmeler olmaz ki kolayca kalkabilirim.
o zaman eskisi gibi olmakla, yeni biri olmak arasında bir karar vermiş olurum.
(belki.)